bayrak taşıyanlar

Aşık Ali Aksu tvde

Aksu tv deyim

BELGESELLER

Üye girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

6.ceviz festivali dinleyin

Tanıtıyoruz

ÖZLÜ SÖZLER

"HAFTA SONU PAZAR ÖMRÜN SONU MEZAR ZENGİN OLSAN NE YAZAR MEZARINI EL KAZAR"

Aşık Ali Yaralandım

Yaralandım Gurbet elde

Eczaneler

ECZANELER İLETİŞİM



ÇAĞLAYAN ECZANE
------İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2515
FAX: 0344 351 2515
GSM:0536 377 0836
********






DEVA ECZANESİ
----- İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2204
FAX: O344 351 2204
GSM: 0533 543 2362
********

sayaç.

Videolarim 3

Gezmeden Gitme
ANASAYFA arrow ŞAİRİN BİYOĞRAFİSİ
ŞAİRİN KENDİ KALEMİNDEN
           ŞAİR KENDİ İÇİN YAZDI:          
     Ben Ali Ataş:11 Temmuz 1946 da, Kahramanmaraş’ın Çağlayancerit Köyünde tarlada ekin biçerken annem beni dünyaya getirmiş. Her nedense nüfusa 08.Şubat.1948 doğumlu olarak kaydettirmişler.  Adım Ali, soyadım Ataş. Âşık mahlasımdır. Burcum (Aslan) burcudur. Okuma yazması olmayan bir ailenin üçüncü evladıyım. Babam, Pazarcık’lı olduğumuzu söylerdi. Cerit’ sonradan gelmişiz. Dedemin Doğumu bilinmemekte 01.07.1862 Tarihinde vefat etmiştir. İlçemiz 4 aşiretten mütevekkildir. Aralık Evi. Dabanlı Deli Ahmetli, Kızıllı Aşiretleri. Babam Dabanlı aşiretinden Veli Ataş. Lakabına Ateş Derlerdi. Annem Fatma. Lakabına Gro’nun kızı derlerdi. Kızıllı aşiretinden Kara Bekir’in torunudur.
     Çocukluğum:
     Yoksullukların beraberinde huzursuzluklarla
Perişanlıklarla geçen çocukluk yıllarımı azda olsa hatırlıyorum. Ben şimdiki çocuklar kadar şanslı bir çocuk değil idim. Oyuncaklarım olmazdı. Tahtadan, kartondan, tenekeden kendim yapıp oynamak İsterdim. Fakat babam oynamama izin vermeyip, oyuncaklarımı kırardı. Çağlayancerit Kahramanmaraş’ın ve Türkiye’nin en kalabalık nüfusuna ve en çok hanesine sahip köylerinden biriydi.1986 yılının Haziran ayında kasaba oldu. Yine 1987 yılının Haziran ayında ilçe oldu. Biz fakir bir aileydik. Mezarlık yakınlarında, odası olmayan, ahşap, iki katlı kırk beş metre kare bir evimiz vardı. Odamız yoktu. Alt katta sığırlarımız yatar, üst katta anne baba çoluk çocuk on baş horanta bir arada yaşar ve yatardık. Köyde elektrik yoktu. Geceleri gazyağı lambası, çam, çıra, lastik
     Kırıntıları yakarak evimizi aydınlatırdık. Gece gaz lam- basının ışığında ders çalışırdım babam çok zaman bana kızardı dersine sabah çalış yarına yakacak gazyağı yok lambayı yakma derdi. Tüm evlerde olduğu gibi bizim evimizde de su yoktu. Köyün gelini, kızı Keziban hatun Camisi’nin önündeki pınardan
      Bakraçlarla evlerine su taşırlardı. Evimiz pınara çok uzaktı. Bizlerde yaz kış bakraçlarla evimize su taşırdık. O tarihlerde köye üç dört metre kar yağardı. Pınara gidilmediği günlerde annem kar eriterek içecek suyumuzu ve sığırlarımızın içecek suyunu temin ederdi. Okul çağım geçiyordu. Babam beni okula göndermek istemiyordu. Benim defter kalem alacak param yok diyordu. Ben ise okula gitmek için gece gündüz ağlıyordum. Kendi azmimle çabamla 1956 yılında Keziban Hatun Camisinin yanındaki Molla Yusuf’a ait iki katlı, ahşap tek odalı evde okula yazıldım. 6 ay kadar bu evde okudum.
       İlkokul yıllarım:
      Bir hafta okula deftersiz kalemsiz gittim. Cevizimiz çoktu. Evden ceviz çaldım sattım bir kara kalem, bir defter, bir de silgi aldım. Deftere yazdığım günlük derslerimi bir gün sonra siler yeniden yazardım. Okul bitinceye kadar bir defteri kullanırdım. Ders kitaplarım olmazdı. Özel bir ayakkabım yoktu. Kadran lastiği ya da babamın sığır derisinden yaptığı ham çarığı giyerdim. Çorabın ne olduğunu bilmedim. Buğday arpa nohut ekmeğini bilmezdik.
       Gilgil darı, konak darı, ekmeği yiyerek büyüdüm. Çok zaman kahvaltısız okula gittim. Akşam yemeğimizden birkaç lokma kalmış ise sabahleyin onu atıştırır okula öyle giderdim. Kış günlerinde öğlen eve gelmezdim. Öğle yemeğim çantamda bulunursa iki diş tarhana ve iki cevizdi. Okula giderken her öğrenci gibi bir parça odun götürürdüm. Götürdüğümüz odunları sobada yakarak ısınırdık. Sınıfta seksen beş erkek öğrenciydik. Aramızda kız öğrenci yoktu. O tarihlerde kız çocukları okula gönderilmezdi.
     Çünkü köyde ileriyi ve geleceği göremeyen insanlar çoktu. Öğrencilik yıllarımda gazete ve kitap okumayı çok severdim. Fakat okuyacak ne gazete, ne kitap bulabilirdim. Muhtar Salman kâhya’nın sebze bahçesini sulardım. Ağabeyli karakolundan gelen askerler karagöz isimli gazeteler getirirlerdi muhtar okuduğu gazeteleri atmaz bana verirdi.
      Şiir yazmaya başladım:
      İlkokul dördüncü sınıfta iken şiir yazmaya başladım.
Yazdığım şiirlerde genelde Çağlayancerit halkının dertlerini, yaşantılarını dile getirdim. Şiirlerimde kimseyi
Ötekileştirmedim. Devamlı birlik beraberlik çağrıları yaptım. Üzüntümü, sevincimi, öfkemi, Kısacası tüm duygularımı şiirlerimle anlatmaya çalıştım. Okuyucularımdan genelde Hasan’la ilgili şiirlerimden çok eleştiri alırım. Soruyorlar bu Hasan kim? Hedefteki kişi bir isimdir. Konu başkadır. Hasan’la bir konu anlatılır bu anlatım bazen şikâyet bazen sevinç bazen hüzün bazen övgü olabilir.
     Dini Dersler Aldım:
    O tarihlerde köyün fahri imamı Hasan Basritükel Hocadan dini dersler aldım. Okulda elimden her iş gelirdi. Kırılan sıraları tamir eder kırılan camları takardım. Öğretmenim ve arkadaşlarım bana usta derlerdi. Öğretmenim 2019 Ekim itibarıyla sağ devamlı konuşuruz öğretmenime uzun ömürler diliyorum. Öğretmenim okumamı çok istiyordu. 1960 yılında ilkokul diplomamı aldım. Fakirlik nedeniyle İlkokuldan sonra okuyamadım. 
      İlham kaynağım:
      O tarihlerde Şair Abdurrahim Karakoç’un Hasan’a Mektuplar” isimli şiir kitabı elime geçti, onu okudum. Karakoç sanki Cerit’i ve Cerit’liyi anlatıyordu. Abdurrahim Karakoç benim ilham kaynağım oldu. Yazdığım şiirlerim gençler ve yaşlılar arasında ezberlenip söylenmeye başlandı.
       Köye Kitap satanlar gelirdi:
  O tarihlerde köye katırlarıyla kitap satan Darendeli insanlar gelirdi. Köprübaşındaki Karaveli Ali’ye ait evin ahşap balkonuna kitap sergisi açarlardı. Ancak kitapların kapak başlıklarını okurdum. Orada bulunan Salman K. isimli yaşlı amca: Okumaya meraklı olduğumu biliyordu.“Ali bana baba de, sana istediğin kitapları alırım.” deyince öyle sevindim ki Salman amcaya tereddüt etmeden baba dedim.
      Bana istediğim dört tane kitabı aldı. Sevincimden uçuyordum. Kitapları alıp eve geldim. Babam evdeymiş
“Nerden aldın o kitapları?” dedi. “Salman amcaya baba dedim, o aldı.” deyince babam sinirlendi. Sayfasını bile açmadığım kitapları elimden aldı yırttı, ateşe atıp yaktı. Ve beni iyi bir dövdü. Hacı dayımda bazı kitapların olduğunu biliyordum. Ağlayarak dayıma gittim. Dayımdan emanet birkaç kitap aldım. Korkumdan dayım ile birlikte eve geldik. Babam yine kitapları elimde görünce çıldırdı. “Bu defa kime baba dedin?” deyince dayım “Kitaplar benim, emanet verdim. Okusun sonra alırım” dedi. Bir hafta içinde şiir ve hikâye kitaplarını okuyup bitirdim.
     Okulumuzda Su Yoktu:
     Başta anlattığım gibi köyün bir tek pınarı vardı.
Evlerde suyun olmadığı gibi okulumuzda da su yoktu. Teneffüse çıktığımızda su içmek için okula yakın evlere koşardık evlerde su olmadığı zaman okula üç yüz metre uzaktaki pınara yağmurda yağsa, karda yağsa koşarak gider, suyumuzu içer, nefes nefese okula dönerdik. Derse geç kaldığımızda vay başımıza gelenlere. Öğretmenimiz bizi cezalandırırdı. Yarım saat sınıfın bir köşesinde tek ayaküstü dineltirdi. Yâda kışın soğuğunda göğsümüzü açtırarak yirmi dakika kar üzerine ağzı üstü yatırırdı. Bunları hep yaşadım.
     Saz çalma merakım:
 O günlerde beni birde saz çalma merakı  Sarmıştı fakat sazım yoktu. Tenekeden kendime bir saz yaptım. Kısa zamanda teneke sazımla saz çalmayı öğrendim. Daha sonra babamın verdiği harçlıkları biriktirip bir saz aldım. Köyde düğünlere giderdim sabahlara kadar çalıp söylediğim günler olurdu. Saz çaldığımı duyan köyün bazı insanları babama saz çalmanın günah olduğunu, öldüğümde cehennemde yanacağımı söylemişler. Babam bu insanların sözlerine inanarak saz çalmama izin vermedi. Bir müddet sazı komşularda sakladım. Bir gün komşudan sazımı alıp eve getirdim. Evde saz çalıyordum. Aniden babam geldi. Sazı elimden aldı duvara vurup kırdı.
      Evden ve köyden kaçtım:
      Tarih Sazımın kırılmasına dayanamadım.
22 Mayıs 1966 O gece babama küserek evden ve köyümden kaçtım. O tarihlerde köyün yolu ve arabası yoktu. Peşimden gelen olur korkusuyla yola gitmedim tepeden tepeye giderek, bazı yerlerde kısığın o coşkulu ve soğuk sularını geçerek, on dört saat aç susuz, yayan yürüyerek köye otuz kilometre mesafede olan asfalta vardım. Akşam namazına yakın bir yük kamyonuna binerek Maraş’a gittim. Kimseyi
      Tanımıyordum. Yatacak yerim de yoktu. Birilerine sordum. Bana bir yer tarif ettiler, gittim. Tarif edilen yer, Saray altı Mahallesi’nde Hüseyin’in hanı imiş. Cebimde kuruş param yoktu hancıya derdimi anlattım. Bana bir haftalığına 60 kuruş verdi ilk işim iki domates Bir ekmek alıp karnımı doyurdum. Bu handa günlüğü on kuruşa bir yıl kaldım, işsizdim. İnşaatlarda çalıştım. Hamallık, ayakkabı boyacılığı yaptım. Günlük gazete ve dergiler sattım. Bir fotoğraf makinesi alarak fotoğrafçılık yaptım. İlk işim hancıya olan borcumu ödedim. Şiir yazmaya devam ediyordum. 
      Yazdığım şiirlerimi matbaalarda çoğaltarak çarşıda, pazarda, mahallelerde satmaya başladım. Biriktirdiğim üç beş kuruş ile kendime bir saz aldım. Şiirlerimi satarken çok zaman sazım yanımda olurdu. Bulunduğum müsait ortamlarda çalar söylerdim. Etrafıma toplanan insanlara irticalen söylerdim. Bu da insanların hoşlarına giderdi. Fakat zabıtalar bana bir türlü rahat ettirmezlerdi.
       Bakınız kiminle atıştım:
     Birçok şair ve âşıklarla karşılaşıp tanıştım. Şairlerle atışmalar yaptım.1967 yılıydı K.Maraş’ta çarşı başında şiir satıyordum. Temmuz’un sıcağında abalı, ham çarıklı, kıl çoraplı, başı poşulu, iri yarı bir adam gördüm. Yanına sokuldum. İrticalen kim olduğunu, yazın bu sıcağında neden bu kıyafetle gezdiğini sordum. Aniden bana cevap vermeye başladı epey devam ettik. Şiirinin son kıtasında Abdulvahap Kocaman olduğunu öğrendim. Şaşırdım özür dileyip elini öptüm. Sırtımı sıvazladı.
     Meğerse kendisi de teybiyle kendi sesiyle okuduğu kasetleri satıyormuş. Atışmalarımızı kasete kaydetmiş.
Bana bir kasetini hediye etti. Bu büyük şairi asla unutamam. Önceleri de ismini duyardım. Fakat tanımazdım. Böylece tanışmış olduk.14 Ağustos 2005 tarihinde vefat etti. Kendisine Allah’tan rahmet ailesine ve yakınlarına sabır baş sağlığı diliyorum. Türkiye’de birçok il, ilçe, köy dolaştım. Halkım beni Âşık Ali olarak tanıdı. Sayfanın başında da anlattığım gibi Âşıklık mahlasını bana halkım verdi. Macerayı ve övünmeyi sevmem. Olduğum gibi görünmeye, göründüğüm gibi olmaya çalışırım. Gençliğimde birçok şiiri ve türküleri kafamda tutardım. Yaş 50’yı geçince hepsini unuttum ezbere tek kelimede olsa ne türkü ne şiir bilirim. Türkiye’nin birçok ilini gezdim ancak kâğıttan okurum. Velhasıl gurbetin kahrını çok çektim. Annem, şehre gelip gidenlerle evine dönsün diye ara sıra haber salıyordu annemi kıramazdım. Geçmişte babama olan dargınlığımı, kırgınlığımı unutarak tekrar köyüme döndüm. Son zamanlarda içine kapalı biri olarak toplumlardan uzaklaştım. 
         Asker arkadaşlarım:
      Evlendim. 27 Kasım 1968 de askere gittim. İlk birliğim Sivas Temel tepe. Köye mektup yazarak sazımı istedim PTT ile gönderdiler. Komutanlarım saz çalmama müsaade ettiler. Cumartesi Pazar günleri alayın anons cihazından çalar söylerdim. Burada Yılmaz Güney ile tanışma imkânım oldu. İki ay sonra Tokat’a tayin oldum. Tokat’ta da Muhlis Akarsu ile tanıştım. Muhlis Akarsu ile subay gazinosunda bir defa sahne aldım. İki ay sonra usta birliği’ne gitmek üzere kura çektik. Muhlis Akarsu Erzurum Hasan Kale’ye, ben Gaziantep’e gidecektim komutan yerlerimizi değiştirdi.     
      Ben Erzurum Hasan Kale’ye, Muhlis Akarsu Gaziantep top taburu’na gitti. Daha birbirimizi göremedik. İkisi de vefat ettiler. Allah rahmet eylesin.  Yirmi dört ay askerlik yaptım. Asker ocağında şiir yazmaya devam ettim. O tarihlerde yazdığım şiirlerimin
      Birçoğu bulunduğum il ve İlçenin mahalli gazetelerinde
Birçok Dergi ve kitaplarda yayımlandı. O günkü gazete ve dergileri hala saklarım. Köyüme döndüğümde işsizdim. Yapacak bir işim yoktu. Birkaç yıl Çukurova tarlalarında çapa vurdum, pamuk topladım. Kendime bir meslek edinmeyi düşündüm. 
     Radyo tamirciliğine başladım:
     Bazı elektronik kitaplar okuyarak, usta yanında çalışmadan radyo tamirciliğini en kısa zamanda, Kendi kendime A’ dan Z’ ye öğrendim. Cerit’te elektrik yoktu. O zaman gaz ocağı vardı. Ocakta demir ısıtarak radyonun lehim işlerini yaptım. Radyo malzemelerini bir avuç parça olarak alır radyo kiti işlerdim. Radyoların dış kabinlerini bizzat kendim yaptım. Birçok yeni radyolar imal ettim. Radyoculuğun yanı sıra televizyon tamirciliği ile ilgili elektronik kitap ve dergiler okuyarak televizyon tamirciliğini de kendi kendime öğrendim. Bir dinamo bir su motoru alıp Jeneratörü kendim yaptım. Bir televizyon aldım. Televizyonu bir müddet evde seyrettik sonra bir yer kiralayarak
       1977/1978 yıllarında iki yıl çay ocağı çalıştırdım. İki yıl sonra kapattım. Veresiye defterinin sayfasını açmadan sobaya vurup yaktım. 1984 yılında köye elektrik geldi. Tamirciliğin yanı sıra bir müddet fotoğrafçılık, elektrik, tesisatçılığı su tesisatçılığı, Sıvacılık, yaparak, geçimimi, sağladım. Yaşadığım hayatımı, üzüntülerimi, sevincimi, pişmanlıklarımı, ibretlik olayları tüm yönleriyle anlatsam sayfalar yetmez. Birçok insanın hayatı acı, tatlı yaşanmış gerçeklerle doludur. Yaşananların bir kısmı anlatılabilecek ve ders alınabilecek türlerden olduğu gibi bazı olaylar ise yaşayanda sır olarak kalır. Gizlidir, anlatılmaz. Bir yakınıyla dahi paylaşmaz.
       O insanın kendisiyle birlikte mezara gider. Ben de o kişilerden biriyim. Her insan için yaşanmış üzüntünün, sevincin, başarının ve başarısızlığın hayatın birer parçası olduğunu anlatmaya çalıştım. Hayattan ümit kesilmemesi gerektiğini, İnsanlar arasında komşulukların, dostlukların,
      Arkadaşlıkların bitmemesini daim olmasını isterim. Çektiğim cefa ve sıkıntılara rağmen bugün her şeyimi babama borçluyum. Allah rahmet eylesin. Eğer babam sazımı kırmasaydı belki köyümden ayrılıp gurbete gitmezdim. Köyümden çıkmazdım. Hayatın zorluklarını, çilelerini yaşamasını bilemezdim. Belki de şiir dahi yazamazdım. Çocukluğumda babamdan gördüğüm ağır baskılar bugün dahi rüyalarıma girer. “Maalesef  babama olan evlatlık borcumu ödeyemediğimi geçmişteki hatalarımı ancak kendim baba olduğumda anladım.” Her çocuk benim gibi o yaşlarda kendi egosunu öne çıkarır. Ama zamanı gelince babanın haklılığı anlaşılır. Evlat her şeyi daha iyi anlamış olur.1990/2000 yıllarında bir kamera alarak düğünlerde bayramlarda kamera çekimleri yaptım. Hasan Üstgül isimli bir dostumun 2006 yılında adıma yapmış olduğu bu (http://www.atasali.com/) site sayesinde Çağlayancerit’in tanınmasına büyük katkıda bulundum.
    (http://atasali.blogspot.com.tr/)   
    (http://cerithaber.blogspot.com.tr/)
    (https://atasalibelgesel.blogspot.com/)Web sayfalarımda şiirlerimi ve ilçede olan günlük haberleri benim yazdıklarım Cerit resimleri merhum resimleri ve videolarım yer almaktadır. Binlerce şiirlerimi ve makalelerimi yayımlamaya devam ediyorum. Dünya insanları Çağlayancerit’i ve Âşık Ali’yi daha yakından tanıdılar. Halkla iç içe oldum. İnternet ortamında çok şair ve yazar dostlarım olmuştur. İlçemizde üniversite okuyan gençlerimiz ve hiç tanımadığım birçok üniversite öğrencileri biyografimden, yazılarımdan şiirlerimden faydalanarak tezlerini tamamlamışlardır. Buda benim için gurur vericidir. 31 Ağustos 2013 de yayımlanan
(Çağlayancerit’in Sesi) gazetesinde yedi ay köşe yazarlığı yaptım.
        Özel albümüm yok:
     Teyp kasetlerine kendi yazdıklarımı ve bazı sanatçıların eserlerini sazım eşliğinde okudum. 60’lık ve 90’lık olarak 25 tane teyp ses kasetlerim var. 04.Mayıs.2003 Tarihinde bilgisayar ve internet ile tanıştım. Teknolojiden yararlanarak tüm ses kayıtlarımı Videolarımı Makalelerimi Şiirlerimi internet ortamına aktardım. Ayrıca Kahramanmaraş,(Aksu) televizyonunda Adıyaman (Asu) televizyonunda canlı yayınlara katılıp şiirler okuyarak sohbetler ettim.1967/2020 yılları arasında yazdığım tüm şiirlerimi ve birçok makalelerimi kitaplaştırdım.
                 Yazdığım kitaplar:
1.  (Çağlayancerit) isimli şiir kitabım Ekim 2011 yılında (144) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
2. (Anlatamadım) isimli şiir kitabım Ekim 2012 yılında(144) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
3. (İnanmadılar) isimli şiir kitabım Mayıs 2014 yılında (208) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
4. (Dinlemediler) isimli şiir kitabım Aralık 2015 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
5. (Düşünüyorum) isimli şiir kitabım Aralık 2016 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
6. (Umudu Kestim) isimli şiir kitabım Ekim 2017 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
7. (Küstüm Ben) isimli şiir kitabım Kasım 2018 yılında (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı.
8.(Yaranamadım) isimli şiir kitabım Kasım 2019 yılında  (224) sayfa olarak Ukde yayınlarından çıktı. 
9. (Kimi Koydun ki) isimli şiir kitabım Kasım 2020 yılında (224) sayfa olarak Ukde Yayınlarından çıktı.
10. (Çağlayancerit ve yaşanmış gerçekler) isimli genel kültüre dayalı Kitabım basıma Hazır. Allah nasip ettiyse önümüzdeki Yıllarda (250) sayfa olarak yayımlanacaktır. 
Bağ-kur’dan emekliyim ilçede ikamet etmekteyim. Şiir ve makaleler yazmaya devam ediyorum. Evliyim 3 kız 2 erkek evladım var 17 torun sahibiyim 2 torunum evli torunlarımın birer çocukları vardır.  
                                                      Âşık Ali ATAŞ