bayrak taşıyanlar

BLOGSPOT WEB

Aşık Ali Aksu tvde

Aksu tv deyim

Üye girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

ÖZLÜ SÖZLER

HAYATIN TEMELİ İKİ YOLDAN İBARETTİR BİRİ GELİŞ DİĞERİ GİDİŞ.

Aşık Ali Yaralandım

Yaralandım Gurbet elde

Eczaneler

ECZANELER İLETİŞİM



ÇAĞLAYAN ECZANE
------İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2515
FAX: 0344 351 2515
GSM:0536 377 0836
********






DEVA ECZANESİ
----- İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2204
FAX: O344 351 2204
GSM: 0533 543 2362
********

DENEMEDİR

54 YILDA Ç.CERİT
     54 YILDA ÇAĞLAYANCERİT
     Çağlayancerit’in tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Ancak köyün tarihi ile ilgili sağlıklı bir bilgi yok. Çağlayancerit kasaba oluncaya kadar Türkiye’nin en büyük köylerinden biriydi. Eski bilgileri tekrar etmek yerine kendi bildiklerimi yazmak istedim. Cerit Halk’ı bu gün olduğu gibi O tarihlerde de Çukurova’ya çapa vurmak pamuk toplamak için giderdi. Köyün suyu yolu arabası yoktu.
   Köylü yatağını yiyeceğini haydarlı durağına kadar Merkep ve katır sırtında taşıyarak haydarlı tren istasyonuna gelirdi. Burada bir hafta trenin gelmesini bekler geceleri çalıların arasında yatarlardı. Tren geldiğinde eşyalarını yükler kendileri de binerek tutarlardı Adana’nın yolunu. 2 günde Adana’ya varılırdı. Bir ay boyunca çalışırlar tekrar dönüşte eşyalarını kamyon’lara yükleyip üzerine oturarak bozlar köyüne gelirlerdi. Esas sıkıntı burada başlardı. Bu çilekeş insanlarımız eşyalarını bozlardan merkep ve katır’lara yükleyerek götürebileceği kadar kendi sırtına da yük alıp tutardı Çağlayancerit’in yolunu. Aksu çayının kenarına yukarı bazı yerlerde kısığın o coşkun sularını geçerek yoluna devam ederdi.
----------------------------------------
    Deli Ali 1952–1957 yılları arasında muhtarlık yapmış. Bu yiğit muhtar Çağlayancerit köyünün yolunun yapılması için kolları sıvar. İmece usulü köylüyü toplayıp kısığın çetin ve yol vermez kayalarını kazma kürekle külünkle demir çivilerle kırdırarak ve kendiside işçilerle beraber çalışarak on sekiz kilometrelik yolu bir yıl içerisinde ulaşıma açmıştır. Muhtar hakkında rüşvet yiyor diye K.Maraş valiliğine dilekçe verenler olmuştu. Bir gün müfettişler geldi bu olaya bizzat kendim şahidim bende yolda çalışıyordum.
    Müfettiş muhtarın kim olduğunu işçilere sordu. O arada muhtar kompresör tabancasıyla kaya kırıyordu. Üst baş toz duman içinde çalışıyordu. Muhtarı tarif ettik müfettişler muhtarın yanına giderek sen ne yapıyorsun kimsin dediğinde ben Köyün Muhtarıyım. Çalışıyorum siz kimsiniz? Dediğinde Müfettişler geçiyorduk bir hal hatır soralım dediklerinde sağ olun dedi.
    Muhtarın bu halini gören müfettişler şaşırdılar. Muhtarın rüşvet yediğini söylüyorlardı bu muhtar hiç rüşvet yer mi? deyip gittiler. Amma müfettiş olduklarını sonradan öğrendik. Yol yapımı devam etti.
O tarihten sonra kamyon otobüs köye gelemese de cip rahatlıkla köye gelip giderdi. Yine muhtarın başvurusuyla şimdiki Uludere ve aksunun birleştiği yere ve söğütlü durağına Menderes hükümeti zamanında aksu köprüsü yapıldı.
    Muhtarımız 1963 yılında Gaziantep’e göçtü. Köy halkı bir yıl sonra Gaziantep’ten geri getirdiler. Köyümüze yeniden muhtar seçildi. Köyde sağlık ocağı yoktu. Sağlık ocağı yaptırmak için çırpındı. 1969 yılında köye sağlık ocağı yapıldı. Sağlık ocağında ilk görev yapan Doktor İzmirli Mehmet Tüysüz’dür. Sağlık ocağında en çok kalan doktorlardan biri idi. Ali Onaran 1974 yılına kadar muhtarlığına devam etti. 1974 seçimlerinde muhtar adayı olmadı tekrar Kahramanmaraş’a göçtü. Kendisi çok iyi marangoz idi. Kahramanmaraş’ta Marangoz’luk mesleğini devam ettirdi. (1922) doğumlu olan Ali Onaran 25.02.2005 tarihinde Kahramanmaraş’ta vefat etti. Mezarı Kahramanmaraş asri mezarlığındadır. Allah rahmet eylesin.
    Zamanında Çağlayancerit köyü’nün merkezi ormanlık imiş babamdan edindiğim bilgilere göre; Çağlayancerit’in merkezinin ormanlık bir bölge olduğu büyük pınarın çevresinin söğüt ağaçlarıyla çevrili büklük olduğu, suyunun çağlayarak aktığı Çağlayan ismini bu sudan aldığı söylenir. Çağlayancerit’ evleri yapılırken birbirine bitişik şekilde yapılmış. Mertek ve hezen dediğimiz ağaçların evlerin yerinden kesilerek damın üzerine atıldığı, bu ağaçların ardıç ve Kamalak olduğu ve uzun olduğu en az iki üç evin hezen ihtiyacını karşıladığı söylenir.
   Günümüzde de buna şahidiz. Her evin bir ocaklığı var. Bu ocakta koltuk kolu dediğimiz iri odunlar yanardı. Ocağın üzerinde geniş ve yüksek bacaları vardır. Bu bacalar günümüzde dahi özelliğini korumaktadır. Çocukluğumda Cuma geceleri bacalardan torba salındırır ölünüzün canı için derdik. Torbaya ceviz, bastık, sucuk, elma, tarhana, gibi yiyecekler koyarlardı.
Bu yiyecekleri arkadaşlarla paylaşırdık. Şimdiki adıyla İstiklal Mahallesin de Uzun dam vardır. Birçok evin yan yana bitişik yapılmasından dolayı uzun dam ismini almıştır. Bahar aylarına doğru evlerin üzerinde ve aralıklarında otlar biter. Kuzular evlerin üzerinde otlatılırdı.
   Evlerin duvarları taş, Harcı çamur, Sıvası saman karıştırılmış çamur. Yanmış kireç ile badana edilirdi. Damların üzeri mertek ve çapkı üzeri topraktır. Doğru düzgün sokağı caddesi olmayan bu evlerin salonu, odası, mutfağı, banyosu, tuvaleti, yoktu. Bu ahşap evlerde oturan İnsanlar kolay, kolay hasta olmazlardı.
İnsanlar kışın arada bir grip olurdu. Gribin ilacı: bildiğimiz tarhana ocakta kaynatılarak üzerine bir avuç kırmızıbiber karıştırılır sıcak, sıcak ağaç kaşıkla içilir. Yorgan kafaya çekilip, yatılır ve terlenirdi. Hasta sabah kalktığında hiçbir sıkıntısı kalmazdı. Yaşadığımız o zamana ait birkaç dörtlük yazmadan geçemeyeceğim.
------------------------------
Radyasyon filan yoktu
İnsanlarda neşe çoktu
Tansiyonun adı yoktu
Köyümü geri özledim
-----------------------------
Biraz yorulurdu beden
Masal anlatırdı dedem
İnsan ölmezdi aniden
Köyümü geri özledim
-----------------------------
Hormonlu sebze yemezdik
Doktor kapısı bilmezdik
Hasta yatardık ölmezdik
Köyümü geri özledim
-----------------------------
   Sokaklara hayvanlar bağlanır ve burada yemlenirdi. Haliyle sokaklar hayvan pisliği doluydu. Köylü sığırlarının zibilin evin önüne dökerek senelerce orada kalırdı. Evlerin alt katları genellikle ahır olarak kullanılırdı. Bu sebeple evler çoğunlukla iki katlıdır. Sokaklar çok dar günümüzde bile birçok sokağa araba ve itfaiye aracı giremez. Yaya yürünebilir. Evlerin çamaşır ve bulaşık suları sokaklara serpilirdi. Sokaktan geçen pek çok insan çamaşır ve bulaşık sularından baştan aşağı nasibini alırdı.
   Evlerin doğru dürüst penceresi yoktu. Pencere yerine Temek denilen insan başının sığacağı kadar küçük deliklerdi. Pencereleri cam yerine naylon ile kapatılırdı Günümüzde bu evlerin birçoğu mevcut kullanılmaktadır. Köyün hiçbir evinde su yoktu. Kez ban Hatun (Pınarbaşı) camisinin önündeki tarihi pınarda balıkların takla attığı şimdi ise tarihi özelliğini yitirmiş vaziyette. Köyün gelini kızı bakraç ve satırlarla Büyük pınardan evlerine su taşırlardı.
   O tarihlerde çok kar yağardı. Köylü kışın pınara gidemediği günlerde kar eritir su ihtiyacını karşılardı. Sığırlarını sulamak için kar’ın altına tünel açarak tarihi Taş Köprü’nün bir kenarından çıkan pınarda sığırlarını sulardı. Damlardan kürümekle bitmeyen kar’ı Kara çullara koyarak boş alanlara taşırlardı. Merdiven yerine Kar yığınlarına basarak iki ve üç katlı evlerin önünden damın üzerine çıkılır ve aralık atlamadan damdan dama komşudan komşuya gidilirdi.
    Evlerin banyosu olmadığı için anneler çocuklarını ocakta yanan ateşin başında Teşt denen leğende banyo yaptırırdı. Çocukların elbiseleri tek olur onu yikayıp kurutup çocuklara tekrar giydirilirdi. Büyük pınarın yakınına taş duvarlarla yapılmış içerisinden bol su akan üzeri tahtalarla örtülü Çevirme ismi verilen bu mekânda hanımlar evinde sabun bulunmadığı için meşe külü ile çamaşır yıkarlardı. Köyün Muhtarı Ali Onaran köye
75’ lik siyah pik borularla değirmen gözünden imece usulü köylüyü çalıştırarak köye su getirdi. Köyün muhtelif yerlerine 6 tane çeşme yaptırdı. Köylü bir müddet bu çeşmelerden hem sığırlarını sular hem içme suyu olarak kullanırdı.
   Yakıt konusuna gelince, köyde kömür denen şey yoktu. Köylü evin bir köşesinde bulunan ocakta Kamalak Ardıç ve Meşe odunu yakardı. Soba bulunmazdı. Köyde iki tane soba ustası vardı. Bunlar Çoban Hacı ve Abdullah Yıldızlı idi. Tenekeden soba yaparlardı. Halk fakirdi gücü yetip bu teneke sobayı bile alamayan insanımız vardı. Soba ancak yüz evin iki’sinde bulunurdu. Köyün elektriği yoktu.
    Köylü geceleri elektrik yerine gazyağı lambası, fener, idare, gibi şeylerle evlerini ışıklandırırlardı. Gazyağı ile yanan Lüks Lambası bile bulunmazdı. Ancak o tarihlerde Keziban Hatun camisinde bir tane Lüks Lambası vardı. Daha sonra o lüksü camiden çaldılar. Köyde Gaz yağı bulunmadığı zamanlarda köylü köşkerlerin işine yaramayan kara lastik kırıntısı ve çıra yakarak evleri ışıklandırırlardı.
    Köyün PTT’si filan yoktu askerlerin mektupları K.Maraş’ta köşkerlik yapan fakılar sülalesinden Köşker Hacı lakaplı bir köylümüz vardı. Bu kişi Kahramanmaraş’ta ikamet eder çarşı başında ufacık bir dükkân da köşkerlik yapardı. Tüm mektuplar buraya gelirdi aklımda kaldığı kadarıyla köyün mektup adresi şöyleydi. (Çarşı başında Köşker Hacı eliyle Çağlayancerit köyü)
    Gelen mektuplar burada birikirdi köyden gönderilen mektuplarda Köşker Hacıya birikirdi. Köşker Hacı fahri olarak en az on beş yıl Cerit’in posta işleriyle uğraştı köylüye böyle bir hizmet verdi. Köyün arabası yolu yoktu. Ayda yılda köyden K.Maraş’a yayan giden birileri olursa köşker Hacıya uğrayıp gelen mektupları alır köye getirirlerdi.
    1980 Yılında köye PTT şubesi açıldı köyün ilk postacısı İbrahim Mısır idi. Bu görevi bir müddet devam ettirdi. Sonra Ali Temizyürek teslim aldı. 1982 yılında köye bir manüel telefon santral verildi. Telefon aboneliği görevinde bende bulundum. 60 kişiyi abone yaptık. Köye telefonun gelmesi Cemal Çiçek isimli öğretmenin sayesinde oldu. İki yıl sonra köye otomatik santral verildi iki yıl içerisinde abone sayısı dört bine ulaştı.
    Köyde kasap dükkânı yoktu. Gocoğlan denilen bir yaşlı adam haftada bir sığır keser et satardı parası olandan alır, parası olmayana, batman hesabı harman zamanı ödemek şartıyla köylüye buğday, arpa, nohut, karşılığında et satardı. Köyün iki manifatura dükkânı, üç bakkal altı adet köşker vardı.
    Köyün en eski bakkalı ve köşkeri Salman Bahçe idi. Hem köşkerlik hem bakkallık yapardı. Genelde pil ile çalışan iki ve üç pilli el fenerleri getirir satardı.Bu fenerleri alan köylü gece sokağa çıktığında, fenerin ışığında yürür sığırlarını yemlemek için ahıra girdiğinde, kullanırdı.
   Köyde şimdiki gibi tüp gaz ile çalışan ocak yoktu. Gazyağı ile çalışan Gazocakları vardı. Genelde bu ocakları gurbete gidenler; Adana’ya çapaya, pamuğa gidenler yanlarında götürürdü. Evlerde de pek kullanılmazdı. Köylü yemeğini oturduğu evin ateş yanan ocağında odun yakarak pişirirdi. Bizler çay’ın şeker’in ne olduğunu bilmezdik. Ancak dağlarda yetişen aydın çayı, yünlü çay adını verdikleri çay, ocakta odun yakarak tavada ve kazanda kaynatılırdı.
   Şeker yerine pekmez katıp içilirdi. Köyde şeker bulunmazdı Kaldığımız yerden devam edersek şimdiki İstiklal mahallesinde garajın bulunduğu yerde ütü solak Mıstık Tekel’in evi vardı. Bu evin bulunduğu yer yumuşak kitirli idi. Evin kenarında bir mağara mevcuttu. Bu evin dışında ev yoktu. Bu gün bu evin yerinde Yelolar’ın dört katlı ev ve iş yerleri vardır.
    Mülayim oğulları Camisi’nin bulunduğu yere gâvur kabirliği denilirdi. Bu çevreler Abdurrahman Kızılkaya’ya ait üzüm bağıydı. Şimdiki sağlık ocağının yeri köyün gençlerinin arakesmeç oynadıkları alandı. 1969 yılında buraya sağlık ocağı yapıldı. Sağlık ocağının önünde bulunan çam ağaçlarının dikilmesinde benimde bir çitilim vardır.
    Toraman tepesinin batısı kel Osman ve Tohol İbrahim’in üzüm bağı idi. Şimdi Evlerle süslenen bu bağ yerleri ve Hüsübela’nın arkası çukur bölgede demirci Salman’ın bağı ve birde masere’si vardı. Şimdiki Sultan cami’inin doğu bitişiğinden ufak bir pınar akardı.
1959’lu yıllarda bu saydığım semtlerde bir tane ev yoktu. Şimdiki petrollerin bulunduğu yerin ulu dere yakınında Demirci Salmanın evi ve birde su değirmeni vardı.
    Köyün merkezi bir çukurun içerisindeydi. Şimdiki yalancıların evlerinin bulunduğu yerde Kör Hasan Demir öz’e ait masere ocağı vardı. Boğaz girişinde Hacı Demir öz’e ait bir masere vardı. Kazıklı yolu üzerindeki Ulu dere köprüsünün yakınında şimdiki poccular mahallesinde iki tane Masere vardı. Biri pürçüklülere ait diğeri katrancı Hacı Ömer’e aitti. Arılık Mahallesinin dört bir tarafı üzüm bağlarıyla çevriliydi.
   Şimdi GSM baz istasyonlarının bulunduğu toraman tepesinin dört bir tarafı üzüm bağlarıydı. Şimdiyse bu bağların terlerinde kat, kat binalar görürsünüz. Köyün doğusunda bulunan mahallesinin bulunduğu yerler üzüm bağıydı. Güney, Taşlık, Harap, Hanifoğlu, Yalangoz, Daz’ın ufacık bir bölümü ormandı. Bu ormanlıkta Ufo Veli Menekşe’nin Köm damı vardı. Yaz ve kış burada davar yayardı. Buranın suyu yoktu ancak kışın kar basırılarak içme suyunu ve davarlarını sulamak için kar eriterek suyu temin ederdi.
   Kayabaşı mahallesinde Molla Halil Güneş’in evi güney yolu üzerinde Yavsı Mustafa’nın evi aynı sırada Mehmet Yılönü’nün ve Hacı Demiröz’ün evleri vardı.
Mezarlıktan 40 metre uzakta Hafız Mehmet’in ve Veli Ataş’ın evleri vardı. Boğaz kesen Mahallesinde Mısır’ların evinden yukarıda ev yoktu. Olsa da 2 veya 3 ev vardı. Kayabaşında Kör Hasan Mehmet’in ve Nalbant lakaplı Mustafa Temizyürek’in evleri vardı. Bu evlerin dışında ev yoktu.
   Köyün önü denilen iki geçeli arazilerde Mısır, gilgil, konak, darı ve buğday, yetişirdi. Bu araziler tarihi büyük pınar’dan sulanırdı. 1986 yılından sonra’ Kitir’ dediğimiz bayır olan yerler şimdi üç beş katlı beton binalarla süslendi. Bu günlerde gördüğünüz gibi her iki mahalleye eklenen binalar nerden! Nereye ulaştı. Bir ucu Aksu Mahallesine diğer ucu Hatın holuğu’na kavuştu. Bu iki mahalle bir taraftan öbür tarafa 18 kilometrelik mesafeye yayıldı. Eski köyün on beş katı genişledi.
    Börklülerin evleri urmeli denilen köyden 500 metre uzakta dört tane ev vardı. Şimdilerde burası bir Mahalle oldu. Köyde tek elma bahçesi olan Börklü dede’nin bahçesiydi. Urmeli deresinden ulu dere köprüsüne kadar olan mesafe üzüm bağıydı. Bağların ulu dereye yakın yerinde Halil Güneş’in evi vardı. Şimdi orası da bir mahalle oldu.
   Uludere köprüsün geçtiğimizde değirmen gözü suyunun altında iki değirmen vardı. Bu değirmenler Ahmet ağalara ve Babuccu hacı denilen kişiye aitti. Yine Urmeli de göy Halil’lere ait su değirmeni vardı. Bu gün değirmenin yerinde Fevzi Boğaz’a ait ev vardır. Köylü genelde bu değirmeni tercih ederdi. Daha sonra bu değirmenin 100 metre aşağısına Osman ibiş isimli bir vatandaş kendi arazisinin içine değirmen yaptı. Köyde 5 tane su değirmeni dönerdi
    Köyün sebze ve meyve bahçesi pek yoktu. Köyde iki geçeli büyük dut ağaçları vardı. Şimdiki adıyla istiklal mahallesinde bulunan Dolgunlar kahve’sinin önünde büyük bir dut ağacı vardı. İkinci büyük dut ise şimdiki fatih mahallesi cennetlerin evinin önünde idi. Ağacın bir tarafı normal dut diğer tarafı urumu dut’u idi. İstiklal Mahallesinde eskiden adına havlu denilen yerde yine büyük bir dut ağacı vardı. Etrafı 2 metre yükseklikte taş duvardı. Boğazkesen Mahallesinde çok büyük dut ağaçları vardı.
    Köyün önü denilen kır Mehmetlerin tarlasında büyük bir çınar ağacı vardı. Bu çınarın içi dallarının ucuna kadar kovuktu fakat ayakta idi o zamanlar ölçmüştüm çınarın beden kalınlığı altı metre idi. Köyün ortasından akan Zorkun deresi’nin iki tarafı çok yaşlı ceviz ağaçları ile doluydu. Aynı yerde beş tane büyük sarıerik ağacı vardı. Cerid’e göçebe olarak gelen kalburcu olarak adlandırdığımız yüzlerce aile gelirdi. Bu aileler büyük cevizlerin altında
    Otururlar, Kalbur yapıp köylüye satarak ekmek parası kazanırlardı. Bunun yanı sıra akşamları saz çalar türküler söylerlerdi. Üç harmanlar denilen yerde Özbeklere ait çok yaşlı bir ceviz ağacı vardı. Tarihi mezarlıkta da beş tane büyük ceviz ağacı vardı. O tarihlerde Cerit’te yaşlanmış ceviz ağaçları daha çoktu. Bu cevizin bir tanesi mezarlığın içinden geçen yolun üzerinde idi. Bedeni çürümüş kovuk büyük bir cevizdi.
Köyde Yonuz Ali lakaplı mecnun biri vardı. Beline örme iple bağladığı bıçağı ile gezerdi.
   Öfkelendirildiğinde bıçağını çekerek öfkelendiren kişiyi kovalardı Küpeli Güccük lakaplı bir mecnun daha vardı ki bunun gözleri görmezdi. Hiç kimseye zararı dokunmazdı. Kendi kendine kuran okuyarak gezer dururdu yerden çalı çırpı toplayıp eve götürürdü. Bir yaşlı babası ve yaşlı annesi vardı yılandan çok korkardı. Bir defa sesini duyduğu insanı asla unutmazdı.
    Tanıdığı bir insan başka bir günde yanına geldiğinde o tanıdık seslenmese bile elleriyle yoklayarak kişinin kim olduğunu ismiyle birlikte söyler ede’ hoş geldin’ derdi.
İlkbahar geldiğinde köy ıssızdı. Köyde kimse kalmaz herkes bahçe evlerine göçerdi. Güz mevsimi gelinceye kadar sokaklar sessiz olurdu. Köyde oturan toplam dört aileyi geçmezdi. İnsanlar gündüzleri bile kendi mahallesinde sessizlikten korkardı. Hele geceleri korkudan kimse sokağa çıkamazdı. Ancak sokaklarda olsa, olsa bir veya iki deli dolaşırdı.
    Köy Halk’ı o tarihlerde mezarlıktan çok korkardı. Gün battıktan sonra köylü mezarlığın semtine gelemezdi. Kazıklıya giden yol mezarlığın içerisinden geçerdi. Benim tanıdığım köyde iki tane deli vardı. Biri Devlip lakaplı Elif isimli kadın, diğeri Fişöke Sağır lakaplı Mehmet isminde bir deliydi. Bu deliler kızdırılmadığı müddetçe köy halkına zararları olmazdı. Bu deliler genelde mezarlıkta yatarlardı.
    Büyüklerimden duyduğum bir kaç söz ile yazılarıma son vermek istiyorum. Bu iki deliden biri olan devlip bir gece mezarlıkta bulunan Ceviz ağacının kovuğunda yatarken Ağabeyli Karakol’undan vazife icabı Cerit’e gelen iki asker gece askerlerin ayak sesini duyan deli kadın homurdanır.
    Askerler aha ölüler kalktı, deyip koşarak mezarlıktan çıkarlar. Nefes nefese muhtarlığa varırlar. Muhtara mezarlıkta ölülerin kalktığını ve korktuklarını söylerler muhtar ise, oğlum siz ne dersiniz ölüler hiç kalkar mı? Onlar köyün delilerinden birisidir. Dese de askerler inanamazlar. Bu iki asker o gece muhtarın evinde yatarlar sabahleyin mezarlığın kenarından geçmeyip başka bir yoldan tekrar karakola dönerler. Ve karakola vardıklarında ikinci gece öldükleri söylenir.
---------------------
    GELMİŞGEÇMİŞMUHTARLAR
    Araştırmalarıma göre 1950 yılından önce Cerit’te Muhtarlık yapmış İnsanlarımızın isimleri.
Küçük kız lakaplı Eşe Fatma Yıldızlı. 07.01.1854 tarihinde doğmuş köyde bir müddet muhtarlık yapmış. Bu kadın muhtarın Bıyıklı olduğu söylenmektedir. 15.04.1935 Tarihinde ölmüş. Bu muhtar büyük gazi Hasan’ın nenesidir.
-----------------------------
(2) Fakılar sülalesinden Namık Kemal Ertem. (Ölü)
(3) Fakılar sülalesinden Ahmet efendi lakaplı Ahmet
     Tükel. (Ölü)
(4) Yine fakılar sülalesinden Nazmi Tükel. (Ölü)
(5) Pürçüklüler sülalesinden küçük pürçüklü lakaplı
      kişi (Ölü)
(6) Hafızlar sülalesinden Hafız Ahmet Doğanpınar.
     (Ölü)
(7) Çakallar sülalesinden Çakal Ali lakaplı Ali Güler.
     1957–1959 Yılına kadar Bir dönem muhtarlık yaptı
     Muhtarlığı sırasında yapılan bir yolsuzluk sonucu
     mühür alınarak Salman Engizek’e verildi.
(8) Salman kâhya lakaplı Salman Engizek’in Muhtarlık
     Yaptığı önceki yılları hatırlamasam da 1959 yılında
     Muhtarlığı Ali Güler’den devraldı. 01.07.1909
     doğumlu Salman Engizek Cuma günü Öğle namazı
     çıkışında evine geldiğinde 17.06.1961
    Tarihinde kalp krizi sonucu Hayatını kaybetti.
(9) Salman kâhya öldüğünde birinci aza olarak Bıyıklı
     Veli lakaplı Veli Şahan’a Mühür teslim edildi. Bir yıl
      muhtarlık yaptı. (Ölü)
(10) Ahmet ağalar sülalesinden deli Ali lakaplı Ali
      Onaran.1963 ila 1974 yılları arası İki dönem
      Muhtarlık yaptı. (Ölü)
(11) Karaca Abdullah lakaplı Abdullah Çetinkaya iki
      Dönem muhtarlık yaptı Çetinkaya’dan mühür
      alınarak 1. aza olan gaziler sülalesinden küçük gazi
      Hasan Yıldız’lıya verildi.6 ay kadar muhtarlık yaptı
      (Ölü)
(12) 1982 yılında köyde muhtarlık seçimini Ahmet
      ağalar sülalesinden Hasan Onaran. Kazandı. Bir
      Dönem muhtarlık yaptı (Sağ) Köyün son muhtarı
      olarak tarihe geçti. Bu muhtarın Gününde
     1986 yılında Çağlayancerit kasaba oldu.
----------------------------
    MAHALLELER
1. Fatih Mahallesi:
2.İstiklal Mahallesi:
3. Akdere Mahallesi:
4. Aksu Mahallesi:
5. Engizek Mahallesi:
----------------------------
     BELEDİYE BAŞKANLARI
1. Hasan Kekil (1986–1987), (1994–1999) Yılları
arasında belediye başkanlığı yaptı.
-----------------------
2. A.Nazım Engizek (1988, 1999 2002
Yılları arasında belediye başkanlığı yaptı.
-----------------------
3. K.Mehmet Yıldızlı (2004 yılında Çağlayancerit’te yapılan belediye başkanlığı seçimlerinde 5 yıl görevine devam etti. K.Mehmet Yıldızlı 29 Mart 2009 tarihinde ikinci defa belediye başkanı seçildi. İlçede 10 başkanlık yaptı.
------------------------
4. Esas mesleği veteriner hekim olan Üzeyir Kızılseki
    31 Mart 2014 Tarihinde yapılan belediye başkanlığı
    Seçimlerinde Çağlayancerit’te ezici bir oy çokluğu ile
    Belediye başkanlığını kazandı.

 

 

Kommentare (0) >>
Kommentar schreiben

Sie müssen angemeldet sein, um einen Kommentar abzugeben. Bitte registrieren, wenn Sie noch kein Konto haben.


busy
 
< Önceki   Sonraki >