bayrak taşıyanlar

Aşık Ali Aksu tvde

Aksu tv deyim

Üye girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

6.ceviz festivali dinleyin

Tanıtıyoruz

ÖZLÜ SÖZLER

"HAFTA SONU PAZAR ÖMRÜN SONU MEZAR ZENGİN OLSAN NE YAZAR MEZARINI EL KAZAR"

Aşık Ali Yaralandım

Yaralandım Gurbet elde

Eczaneler

ECZANELER İLETİŞİM



ÇAĞLAYAN ECZANE
------İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2515
FAX: 0344 351 2515
GSM:0536 377 0836
********






DEVA ECZANESİ
----- İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2204
FAX: O344 351 2204
GSM: 0533 543 2362
********

sayaç.

ANASAYFA arrow YAŞANMIŞ GERÇEKLER 2 arrow YAŞANMIŞ GERÇEKLER 03
YAŞANMIŞ GERÇEKLER 03
            Bölüm (3)
          CERİTLİ BAKARAK BELLER:
          Mehmet Kırıcı. Lakabı Güccük. Terzilik öğrenmek ister. Fakat köyünde terzi olmadığı için Maraş’a gider. Çarşı da gezerken bir terzi dükkânına rastlar. Güccük bu terziyi bir müddet uzaktan seyreder. Ustanın buyur yiğit gömlek mi diktireceksin, şalvar mı?” demesi üzerine “Bir gömlek, bir de şalvar diktireceğim.” der. Usta “hazır var ölçünüze uyarsa verelim” der. “Yok, bana yenilerin dik” der. Usta adamın ölçülerini alır. Şalvarı gömleği dikmeye başlar. Güccük iyice seyreder. Usta gömlek ve  şalvarı hazırlar Güccük’e teslim eder.“Sen nerelisin?” diye de sorar. “Ceritliyim.” der. Usta “Cerit’li olduğunu bilsem elbise değil seni dükkâna koymazdım.” der. Güccük “neden?” der. Usta “Ceritli her şeyi bakarak bellermiş.” der. Güccük gömleğin, şalvarın parasını verir köyüne dönerken bir de dikiş makinesi satın alır. Erkenden evinin bir odasında çalışmaya başlar. Böylece terzi olur. İşini çok iyi yapan Mehmet Kırıcı kısa zamanda iyi bir terzi olur. (1940) doğumlu olan Mehmet Kırıcı (2012) yılında vefat etti Allah rahmet eylesin. 
            ---------------------------------------------
            ÇARDAĞIN ALTINA ATMIŞLAR:
            Aksu mahallesinden lakabıyla anılan Tatar Hocanın rahmetli dedesi çok âlim bir hoca ünvanını alır. Dedesi cinleri emrine alır her dediğini yaptırırmış. Hoca bir gün yine cinleri emrine almaya çalışırken cinler hocayı götürür Keziban Hatun camisinin dışarıda bulunan çardağın altına atarlar. Kimsenin haberi yok orada 24 saat yatar. Cami cemaatlerinden biri rastlar, çardağın altında bir adam uyuyor onu uyarır. “Kimsiniz burada ne işiniz var?” dediğinde hiç pot kırmadan “uykum gelmişti yatıp uyumuşum” der.  Kaynak kişi: Köküş Ahmet.
            -------------------------------
            ÇAY DÖKER MİSİNİZ?
            Sıkıya Mustafa’nın evine bir Pazar günü birkaç arkadaşı misafir olurlar. Sabahleyin kahvaltılarını yapıp sohbet muhabbet derken yeniden çay demlenir sofraya gelir. Herkes birer bardak doldurur içer. Misafirin biri Mustafa’ya çay döker misiniz der. Mustafa biraz komiktir hay, hay tabi ki dökerim deyip demliği götürür bahçedeki ayva ağacının dibine döker. Boş demliği getirir. Misafirler “hani çay” derler.
         Mustafa “Siz dök dediniz bende döktüm” der. Misafir ben bardağa dök demiştim deyince Mustafa siz bana bardağa dök demediniz. Çayı döker misiniz dediniz işte bende götürüp döktüm der.                   
            ----------------------------------                 
            DEVEDEN RAHATSIZIZ:
            İnsanlar eskiden sürülerini otlatmak için yaylalara göçerdi. Kavak yaylasında iriyarı öfkeli amca vardır. Lakabına Deve derlerdi. Cüceler oymağının sürülerini yakın çevresine koymazmış. Cücelerden bir komşu bir komşusuyla karşılaşır.
Birbirlerine hal hatır sorarlar.“İyiyiz rahatız fakat deveden rahatsızız.” der. Komşusu “Elinize bir değnek alın iyi bir dövün,
          Kovalayın gitsin.” der. Diğer komşu  “Yok yok o deve değil. Kavak’ta oturan deve gibi biri var.” der böylece adamın lakabı deve kalır. Kendisine deve diyen komşusuna “Çomuluğuna da bakmaz bana lakap mı takmış.” der. O komşunun lakabı da çomu kız olarak kalır. Böylece iki kişi bir birlerinin lakabını pekiştirirler.
            ----------------------------
            DİRSEK KESKENİR:
            Küçükcerit ile Çağlayancerit’in yayla yüzünden araları açılır. Küçükcerit’li Çağlayancerit’linin sığırını, davarını yaylada otlattırmaz. Bunun üzerine köylüler arasında kavga çıkar. Silahını kuşanan dağa çıkar. Karşılıklı birbirlerini korkutmak için ateş ederler ve ellerine geçen bir Küçükcerit’liyi döverler. Bu olayı duyan Küçükcerit’li bir teyze çok korkar. “Oğlum Halil kaç beşiği de al da kağnı yoluna aşağı kaç.” der. Bu kavga çok sürmez. Köylülerin ileri gelenleri bir araya gelerek işi tatlıya bağlayıp barışırlar. Çağlayancerit’linin biri Hamza emmiyi, kızdırmak için. “Hamza emmi Küçükcerit’liler bizimkilerden birini dövmüş.” der.
        Hamza emmi öfkelenerek Küçükcerit köyüne uzaktan uzağa dirsek keskenerek “bakın lan aklınızı başına alın beni oraya getirmeyin ha!” der.
          ---------------------------
          DOKTORA GİTMİŞ:
          Cerit’li bir amca rahatsızlanır doktora gider. Şehirde kimseyi tanımaz. Birilerine sorar. “Doktor nerede?” der. Adam “Hangi doktor?” der. “Fark etmez hangisi olursa olsun. Hastayım işte.” der. Adam“Daha karşıda levhası gözüküyor. Git.” der. Amcamız levhayı takip edip doktoru bulur ve Doktora ben hastayım.” Der. Doktor “nereniz ağrıyor der.” “İçerim ağrıyor.” der. Vardığı doktor cilt doktoruymuş. “Senin hastalığından ben anlamam.İç hastalıklar doktoruna git.” der. Yine çarşıya çıkar, doktor arar. Birilerine sorar. “Hastalığımı bilen bir doktora gideceğim.” deyince adam “Nereniz ağrıyor?” der.
          Karnını göstererek “Aha şuram.” der. Bir doktor tarifi daha alır gider. Doktorun kapısını çalar. Odacı içeri alır. “Doktor beni muayene et.” der. Odacı “Ben doktor değilim. Doktor birazdan gelir bekle.” der. Doktor gelir. “Buyur amca neyiniz var, neren ağrıyor?” der. Amcamız “Sen bilmiyon da bana mı soruyorsun.Hastayım işte.” der karnını gösterir. Doktor kulakcağını takar. Kalbini dinler, sırtını dinler, nabzını ölçer, reçetesin yazar eline uzatır. Reçeteyi alıp giderken Doktor “Amca ücretimi ödemediniz.” der.“Ne ücreti oğlum sen bana ne yaptın ki.Koluma bir şey takıp kolumu şişirdin. Sağımı solumu yumrukladın.Sırtıma vurdun bunun için mi sana para vereceğim.” der ve çıkar gider.
            -------------------------------------
            ENGİZEK’TE BİR KEÇELİ:
            Cerit’tli bir esnaf. Buğday, arpa, nohut satar. Bir gün dükkâna keçeli bir müşteri gelir. Param yok bana iki ton buğday ver borca yaz der. Keçeliye “adın ne demez?” adam. “Engizek’liyim” der.Keçeli buğdayı alır merkeplerine yükler gider. Esnaf adamın ismini soy ismini bilme. Deftere Engizek’ten bir keçeli yazar. Alacak zamanı geldiğinde keçeli getirip borcunu vermez. Cuma günü sokaklarda keçeli arar. Gördüğü keçeliye bana borcunuz vardı borcunuzu verin der.Kimse borcu üstlenmez. Keçeli’nin ismi yıllarca defterinde kalır. Bir gün defteri önüne alır, borç listesinden Engizek’te bir keçeli ismini bulur. “Meram Engizek’te böyle bir keçeli yokmuş, defterimde ne işin var.” deyip öfkeyle keçelinin üzerini kalınca çizikle çizer.
           -----------------------------------
           EŞŞEKLİK YAPIYORUM:
           Bir amcamız ilkbaharda yaz evine göçer. Sözüm ona bir de merkebi varmış. Evinin bir kenarına merkebine yatacak bir yer yaparken akrabalarından bir bayan gelir “Ede eline sağlık ne yapıyorsun?” deyince  “Ne yapayım bacı eşeklik yapıyorum.” der. Kadın “Hele bir daha de.” deyince “Eşeklik yapıyorum eşeklik.” Der. Ede “Sen iyi bir insansın. Eşeklik sana yakışır mı?” der. “Bacı sen yanlış anladın. Üşümesin diye eşeğe yer yapıyorum yer.” der. Ha öyle de sene der.
------------------------------
Devamı bölüm 4 de
 
 
 
< Önceki   Sonraki >