bayrak taşıyanlar

BLOGSPOT WEB

Aşık Ali Aksu tvde

Aksu tv deyim

Üye girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

ÖZLÜ SÖZLER

HAYATIN TEMELİ İKİ YOLDAN İBARETTİR BİRİ GELİŞ DİĞERİ GİDİŞ.

Aşık Ali Yaralandım

Yaralandım Gurbet elde

Eczaneler

ECZANELER İLETİŞİM



ÇAĞLAYAN ECZANE
------İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2515
FAX: 0344 351 2515
GSM:0536 377 0836
********






DEVA ECZANESİ
----- İLETİŞİM -----
TEL: 0344 351 2204
FAX: O344 351 2204
GSM: 0533 543 2362
********

DENEMEDİR

BENİM YAŞADIKLARIM 12
   Bölüm 12
   VAAZ HOCASI OLACAKTIM
   1955/1956 Yıllarında köyümüze Kayserili bir vaaz hocası gelirdi. Halk yediden yetmişe bu hocayı karşılamaya giderdi. Genelde Ramazan ayında gelir, bir ay boyunca Keziban Hatun Camisinde vaaz ederdi.     Hocanın ünü bir anda çevre köylere de duyuldu. Köyde namaz kılmayan insanlar bile namaz kılmaya başladılar.
    Hocanın vaazın dinlemek için camide oturacak yer arardık. Komşu köylerden bile gelen olurdu. Hocadan çok etkilendim. Birinci hedefim okuyup bir ressam, ikinci hedefim dini dersler alıp vaaz hocası olmaktı. Babam kuran dersi almam için köyün imamına gönderdi. Dini dersler aldım. Kur-an’ı Kerim’i defalarca hatmettim. Bende okuyup bu hoca gibi vaaz hocası olacaktım. İkindi namazında Kur-an’ı Kerim’den bir bölüm ezber okudum. Okurken bir yerde tökezledim. Fatiha deyip bitirdim.
    Camiden çıktık. Ayakkabılarımı giyerken kulağımı bir çeken oldu. Baktığımda cemaatten bir yaşlı adam ‘’Sen kimin oğlusun? Hocan kim?’’ dedi. Cevap vermeme kalmadan adamdan bir tokat yedim. İkici tokatı yemeden yaşlı adamın elinden kaçtım. Yaşlı adama kızarak okuyup vaaz hocası olmayı kafamdan silip attım.
    Bu adam benim vaaz hocası olmama engel oldu. Namaz kılmayı, kur-an okumayı bıraktım. Yıllar sonra yaptığım yanlışın farkına vardım amma iş işten geçmişti. Büyüklerden rica ediyorum. Çocuklarınıza kaba davranmayın. Tatlı dille hatalarını düzeltmesini söyleyin. O yavrunun kendisine çizdiği yoldan alı koymayın. Sonra bedduasını alırsınız.
   VEBALI TUTMUŞTU
   Amcamın Öksüz Dağı yamacında iki katlı ahşap bir evi vardı. Yaz kış orada otururdu. Davarı, koyunu çoktu. Kışın davarın su ihtiyacını kar eriterek sulardı. Evin etrafında tarlası, bağı, ormanı vardı. Ara sıra amcama gider. Çok zaman orada yatardım. O yıllarda kar çok yağar, amcam kamalak ve ardıçların altına cırık düşürmek için habben kurar, günde en az on tane cırık yakalardı. Yengeme börek yaptırırdı.
    ‘’Amcamın bir sürü güvercin kuşları da vardı.
Güvercinlerden bir tanesi akşam yuvasına dönmezdi. Bir gün o güvercini yakaladı. Kanatlarını tek tek kopardı, tüylerini yoldu. Hadi bundan sonra git bakalım gidecek misin?’’ dedi. Güvercin uçamadı kışın soğuğunda öldü. Aradan iki gün geçti. Amcam davarlara dal keserken sol gözüne bir dal parçası değdi. Gecikmeden Maraş’a doktora gitti. O gözünü almışlar. Amcam, ‘’Güvercinin günahından kör oldum.’’ derdi.
    VERİCİ YAPMIŞTIM
    Okuduğum kitapların birinde radyo verici devresi dikkatimi çekmişti. Bu şemayı işledim, çalıştırdım. Köyde elektrik yoktu. Verici altı adet yuvarlak pille çalışıyordu. Vericiyi daha da geliştirerek orta, uzun ve kısa dalgadan yayın yapacak hale getirdim. 1982’lerde Cerit Halk’ı Öksüz Dağına çam dikiyorlardı.
    Günlük bir saat müzik çalardım. Herkes yayınladığım müzikleri dinlerdi. Yayınıma 2000 Yılına kadar devam ettim. Radyo vericisi var diye beni karakola şikâyet ettiler. Mahkemeye verildim. Mahkeme iki yıl sürdü. Her hangi bir suçumun bulunmadığından dolayı hâkim davayı erteledi. Kanunsuz iş yaptığımın sonrada farkına vardım.  
   YAYAN GİDERLERDİ
   Babam senede bir defa alışveriş için yürüyerek
Maraş’a giderdi. Gidip gelmesi üç gün sürerdi. Bize elbiselik için karalı alaca siyah bir bez, birkaç kilo mercimek, pirinç, makarna getirirdi. Babamın getirdiği karalı alacadan anam ayağımızın ucuna kadar uzun bir fistan dikerdi. Belimize keçi kılından yapılmış siyah kuşak bağlardık. Atleti bilmezdik. Beyaz bezden birer tane köyneğimiz olurdu. Fistanın altından giyerdik. Söylemesi ayıp popumuzda kilotumuz olmazdı. Yazlık kışlık elbisemiz yoktu. Yazın da kışında aynı fistanımızı giyerdik. Birde şalvarımız olurdu. Elbiselerimiz kirlendikçe evlerde su olmadığı için anam elbisemizi Keziban Hatun Camisinin yanındaki çevirmeye götürür, orada yıkardı. Teşt denen büyük leğende banyomuzu yaptırırdı. Teştten çıktığımızda üzerimize bir bez veya çarşaf örter, ateşin başında elbiselerimizin kurumasını beklerdik.
    YER OYNAMIŞTI
    Yedi sekiz yaşlarımdaydım. Anam halama ekmek yapmaya gitti. Beni de beraberinde götürmüştü. Üç beş kadın ekmek ederlerken ben halamın torunuyla oynuyordum. Birden bire büyük bir gürültüyle raflarda ne varsa yere döküldüğü gibi damların üzerinde loğdurlar yere düşmüştü.
     O sırada anam ekmeği bırakıp üzerime kapandı. ‘’Bu gürültü neydi?’’ dediğimde ‘’Korkma oğlum! Yer oynadı.’’ dedi. ‘’Yer neden oynar?’’ dediğimde ‘’Yerin altında iki tane sarı öküz varmış. Onları sinek ısırırmış. Öküzler başını salladığında yer oynar.’’ dedi. ‘’Peki, o öküzler bu kadar taşı toprağı nasıl sırtında taşıyorlar. Ya birde yıkılsalar ne olurdu?’’ dediğimde ‘’Buralarda taş üstünde taş kalmazdı.’’ dedi, korkmuştum. Her denilene inanıyordum. O günkü yer oynamasının etkisini bir müddet üzerimden atamadım. İkide bir soruyordum yine ‘’O öküzleri ne zaman sinekler ısırır da yer oynar?’’ dediğimde ‘’Oğlum belli olmaz.’’ diyerek geçiştirirdi.  
    YOĞURT DÖKMÜŞTÜM
     Köyden kaçtığımda Maraş’ta işsizdim. Hamallığı basit bir meslek olarak gördüm. İpi omzuma atıp çarşıya çıktım. Yük taşımaya başladım. Bir kaç gün çalıştım. Sebze halinde geziyordum. Bir adam geldi. İki külek yoğurt aldım. ‘’Bizim eve götür.’’ dedi. Yoğurtları sırtıma aldım. Adam ‘’Beni takip et.’’ dedi. Peşinden yürüdüm. Geri dönüp ardına bakmıyor, iyice yoruldum. ‘’Ptt binasının önünde dinleneyim.’’ dedim.
     Duvara sırtımı dayarken küleklerdeki yoğurt başımdan aşağı döküldü. Her tarafım bembeyaz oldu. Beni bu halde görenler, çocuklar başıma toplanıp gülüyorlardı. Küleğin birinde az yoğurt kalmıştı. Külekleri sırtıma alıp yürüdüm. Yoğurt sahibi yakınlarda gözükmüyordu. Yukarı doğru yürüdüm. Adam biraz ileride oturmuş beni bekliyordu. Beni görünce şaşırdı. ‘’Sen yoğurdu ne yaptın? Ne bu hal?’’ dedi.
     ‘’Başımdan aşağı döküldü.’’ dedim. ‘’Hepsi mi?’’ dedi. Küleğe baktı birinin dibinde az yoğurt kalmış. ‘’Bari bunu eve götür.’’ dedi. İt Tepesi Mahallesinde bir eve vardık. Kapıyı çaldı. Kapı açıldı. Avluda dört tane bayan ekmek yapıyorlardı. Beni görünce şaşırdılar.
     ‘’Bey bu çocuğun hali ne?’’ dediler. ‘’Konuşmayın. Çocuk acıkmış. İki bazlama yapın.’’ dedi. Bayanlar bazlamaları yaptı. ‘’Kalan yoğurdu bir tepsiye koyup ye bakalım.’’ dedi. ‘’Karnım tok.’’ dedim. Eline bir sopa aldı. ‘’Zorla yiyeceksin.’’ dedi. ‘’Dayak yiyeceğime yoğurdu yiyeyim.’’ dedim. Birkaç lokma aldım. ‘’Yoğurdu bitir.’’ dedi. Hanımı kızdı. ‘’Bey yazıktır. Ücretini ver de gitsin. Zorla yoğurt yenir mi?’’ dedi. ‘’Ücrette filan gözüm yok.’’ dedim. Ağlıyordum hanımına ‘’Bu rızkın tamamladı.   Bana bir kazma kürek getir.’’ dedi. ‘’Ne yapacaksın kazmayı, küreği bey.’’ dedi. ‘’Mezar deşip avluya gömeceğim. Kırk kilo yoğurdumu döktü. Bari başka birinin yoğurdun dökmesin.’’ dedi. ‘’Eyvah! Beni öldürecek.’’ dedim ve kaçmanın yollarını arıyordum. Kaçmam imkânsızdı, ağlıyordum. Evin her yanı kapalı. Yalvardım ‘’Ne olur beni bırak.’’ dedim, dinlemiyordu. Halime acıyan bayanlar ekmek yapmayı bıraktılar. Beni kaçırmak için adamın üzerine saldırıp tuttular.
    Bayanın biri yoğurt küleklerini sırtıma verdi. Kapıyı açtı. ‘’Durma kaç!’’ dedi. Hem ağlıyorum, hem kaçıyorum. Dökülen yoğurt vücudumda kurudu. Beni rahatsız ediyor ve ekşi ekşi kokuyordum. Çarşıya doğru yürüdüm. Bu defada mahallenin çocukları peşime takıldı. Arkam sıra ıslık çalarak beni takip ettiler. O tarihte Maraş’ın belediye binası Ulu Cami’nin karşısında dört yol kavşağında idi. Kalenin dibinde yolun sağ tarafında bir su değirmeni vardı. Çocuklardan kurtulmak için değirmene girdim.
     Değirmenci elinde ağaç küreği yarma dövüyordu. ‘’Sen kimsin? Ne bu hal? Peşindeki çocuklar neci? Çık dışarı.’’ dedi.
‘’Çocuklardan beni kurtar.’’ dedim. Değirmenci ‘’Başımın belası mısın?’’ deyip küreği çekti. Beni değirmenden dışarı attı. Hale vardım külekleri teslim ettim. ‘’Daha tövbeler olsun. Ne hamallık yaparım, nede yoğurt götürürüm.’’ deyip hamallığı bıraktım.
-----------------------------
Devamı gelecek.                       

              Derleme Yılları 1959/2015 Arası:

                  Kaynak Kişi: Âşık Ali Ataş:

                       Yöre: Çağlayancerit:

                       Benim Yaşadıklarım:  

              Güncelleme Tarihi 15 Eylül 2015:

Devamı Gelecek
 
Kommentare (0) >>
Kommentar schreiben

Sie müssen angemeldet sein, um einen Kommentar abzugeben. Bitte registrieren, wenn Sie noch kein Konto haben.


busy
 
Sonraki >